Anasayfa > Sayı 39 > Evrim (bilim)-yaratıl...
Evrim (bilim)-yaratılış (din) çatışması üzerine kimi düşünceler
Son dönemlerde, evrim-yaratılış tartışması adı altında bilim-din çatışması tekrar alevlendirilmeye çalışılıyor. Yaratılış Atlası adlı yapıtın dünyanın pek çok yerinde bedava dağıtılması, hatta okullara sokulmaya çalışılması, kimilerinin bu çatışmayı alevlendirmek için önemli bir sermaye ve mesai harcadığını göstermektedir. Bu çatışma aslında ortaçağın sonlarında, Rönesans'ın başlarından itibaren beliren, Aydınlanmanın başında kızışan ve Aydınlanmanın utkusu ve bu utku karşısında dinin, laiklik sayesinde kabuğuna çekilmesiyle bir süre küllenen klasik bir çatışmanın, postmodern çağda yeniden alevlendirilmeye çalışılmasından başka bir şey değildir.

Hasan Aydın
[Tüm yazıları]

Son dönemlerde, evrim-yaratılış tartışması adı altında bilim-din çatışmasının tekrar alevlendirilmeye çalışıldığına tanık olmaktayız. Yaratılış Atlası adlı yapıtın dünyanın pek çok yerinde bedava dağıtılması, hatta okullara sokulmaya çalışılması, kimilerinin bu çatışmayı alevlendirmek için önemli bir sermaye ve mesai harcadığını göstermektedir. Bu çatışma aslında ortaçağın sonlarında, Rönesans'ın başlarından itibaren beliren, Aydınlanmanın başında kızışan ve Aydınlanmanın utkusu ve bu utku karşısında dinin laiklik sayesinde kabuğuna çekilmesiyle bir süre küllenen klasik bir çatışmanın, postmodern çağda yeniden alevlendirilmeye çalışılmasından başka bir şey değildir. Anılan çatışma geçmişte çok canlara mal olmuştur; bu açıdan oldukça tehlikelidir. Geçmişte yaşananlar unutularak, bu çatışma neden tekrar alevlendirilmeye çalışılmaktadır? Arkasında ne türden süreçler yer almaktadır? Çatışmanın neoliberal politikalarla ve bu politikalara felsefi zemin hazırlayan postmodern ontoloji ve epistemolojiyle bir ilintisi bulunmakta mıdır? Din ve bilimi karşı karşıya getirip çatıştırmak akla uygun mudur? Çatışmadan yararlanarak din adına bilimi yadsımak kimin ya da kimlerin işine yaramaktadır? Bu sorulara yanıt bulmak için, tartışmamızı nesnel bir zemine oturtmamız, çatışmanın sosyo-politiğini irdelememiz gerekmektedir.

Çatışmanın ekonomi-politiği: Neoliberalizm
Çatışmanın ekonomi-politiğini, bir diğer deyişle ideolojik zeminini görebilmek için neoliberal politikaların ve bu politikaların felsefi açıdan meşrulaştırılmasında kullanılan postmodernizmin kabaca ele alınmasında yarar vardır. Bilindiği gibi neoliberalizm, klasik liberalizmin "bırakın yapsınlar" sloganının ve "yararcılık" temeline oturan anlayışının bir uzantısıdır. Buradaki "yararcılık" teriminin anlamı konusunda uyanık olmak gerekir; çünkü felsefi düşünce içerisinde bireysele ve toplumsala vurgusuyla ayrışan iki farklı yararcılıktan söz etmek olasıdır. Neoliberalizmin yararcılığının, sermayeye odaklı bireysel yararcılığa, yani bireysel çıkarcılığa gönderme yaptığını anımsatmak gerekir. Neoliberalizmin sermayeye dönük yararcılığıyla, "bırakın yapsınlar" anlayışının sosyal yapı açısından iki önemli sonucu olmuştur:
İlki, sermayenin önündeki sınırların kaldırılmasıdır (burada, "liberte" sözcüğünün özgürlük anlamına geldiğini ve bunun ise özde sermayenin özgürlüğüne vurgu yaptığını anımsatmak isterim). Bu anlayışın yansımalarını neoliberallerce Aydınlanmanın ürünü olan ulus devlete yönelik eleştirilerde açık bir biçimde görmek olasıdır. Ulus devletlerin ortadan kalkması klasik liberalizmin savaşlara yol açan sömürgeciliğinin, savaşlara başvurmaksızın devamını sağlamak açısından oldukça işlevseldir.
İkincisi ise her şeyin metalaştırılmasıdır. Başka bir deyişle, tüm mal ve hizmetlerin para kaynağı olarak görülüp özel teşebbüse devredilmesidir. Bu, ekonomide özgürleşme adıyla yürütülen özelleştirme ve kamu kurum ve kuruluşlarının devletin elinden alınıp bireylere devredilmesinde açığa çıkmaktadır. Bunu sağlamak için pompalanan ana düşünce şudur: Kamu kurumları zarar etmekte ve devlete yük olmaktadır; ayrıca özgür bir toplumda devletin üretim sürecinde yer alması bireylerin özgürlüğünü sınırlamaktadır.
Anılan düşüncelerle yürütülen, sağlıktan eğitime, iletişimden çeşitli mal ve hizmet üretimine yönelik özelleştirmelerin, özellikle bilgi üretim sürecindeki etkisi büyük olmuştur. Bunda Batı'daki toplumsal örgütlenmenin de büyük payı bulunmaktadır. Aydınlanmanın sonucu olan ulus devletlerin yıpratılması, ulusa aidiyet duygusu yerine etnik, dini, mezhepsel aidiyetleri ön plana çıkarmış; bu durum, kiliselerin toplumsal örgütlenme üzerindeki etkisini artırmıştır. Bireylerin kilise aidiyetleri, doğal olarak sermaye sahiplerinin kilise üyeleri arasında yer almaları, devlet kaynağı kesilen ve özelleştirilen üniversitelerin, kaynak bulmak için Kilise'ye boyun eğmelerine yol açmıştır. Bu durum, kaynak peşinde koşan kimi bilim insanlarını ve onların bağlı bulunduğu üniversiteleri, çoğu kez bilinçli olarak, gözden düşmüş olan Kilise'ye, başta ABD olmak üzere Batı toplumlarında ortaçağdaki itibarını iade etme çabası içine sokmuştur. Çeşitli kiliselerin ABD üniversiteleri üzerindeki etkinliğini ve bugün önemli parasal güce sahip olan Papalık'ın kıta Avrupa'sı üniversiteleriyle bağlantısını biraz olsun araştırmak, bu hususu (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Dün eğitim vardı. Ya bugün?.. 1968 DEVRİMCİ EĞİTİM ŞÛRASI - 1969 ÖĞRETMEN BOYKOTU Dün eğitim vardı. Ya bugün?.. 1968 DEVRİMCİ EĞİTİM ŞÛRASI - 1969 ÖĞRETMEN BOYKOTU
Ahmet Doğan
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular