Bu yazı Bilim ve Gelecek Dergisi web sitesinden alınmıştır.
Yazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=129
Bağdaş büyücü hocalara karşı çağdaş büyücü reklamcılarYazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=129
Burgubilim kara kaplı büyücü dosyasını açtı. Merak bu ya! Keşke açmasaydı. Pandora'nın sandığı gibi, bütün kirli çamaşırlar ortalığa döküldü. O zaman görüldü ki, iki büyücü takımı var: Bağdaş Büyücüler ile Çağdaş Büyücüler.
Adam Sendèe
[Tüm yazıları]
BAĞDAŞ BÜYÜCÜLER
"Bağdaş Büyücüler" denmesinin nedeni, bu kimselerin "Bağdaşlık Çağı" içinde yaşamış ve ölmüş olmaları. İleri sürdükleri gibi başka ölüleri diriltememelerine karşın, kendilerinin hortlamaları. Çağdaşlık çağında bile kimi insanları umutlandırıp, kimilerini korkutmaları.
Bağdaş büyücüler denmesinin bir başka nedeni var: İşlerini, işyerine gitmeden, evlerinde, sekilerinin üzerinde, rahlelerinin önünde bağdaş kurmuş olarak yapabilmeleri. Yeter ki kendilerine büyülenmesi istenen kimsenin saçı, kirpiği; dişi, tırnağı; eşiğinin kıymığı; giysisinin düğmesi; elinin hamuru, ayağının çamuru getirilmiş olsun. Onların arasına kurbağa bacağı, kuş pisliği, fare kuyruğu gibi ıvır zıvır konsun. Bunlar kendisinin (gizlice) toplayıp bir bez sarıp sarmaladıkları. Onların muska biçiminde dikilmesi, karısının kızının işi. Muskayı ısmarlayana kalan, sarıliraları sayıp muskayı almak. Onu uygun bir yere sokuşturmak.
İşte bağdaş büyücülerden biri! Bakalım ne yapıyor:
Örnekolay 1: Koyun postunu yürüten Büyücü Cehaleddin
Camiden çıkmış. Evinin yoluna düşmüş. Saçtan sakaldan (ne yalan söyleyelim kimi burgubilimciler gibi) ağzı yüzü görünmüyor. Sanki tıraş olacakmış gibi, mahallenin (ahırdan bozma) berber dükkânına doğru kırdı dümeni. Yoksa berberden, açılmaya başlayan tepesi için saç ilacı mı alacak? Bilemeyiz. Ne kafasının içindekileri (eyleme dökmedikçe) bilebiliriz, ne de (sarığını çıkarmadıkça) dışındakileri.
Bağdaş büyücümüz elini daha kapının koluna uzatmadan berber koşturup kapıyı açıyor. Hocayı içeriye buyur ediyor. Hoca içeriye girmeden bir şeyler söylüyor. Sesi cüssesi ile oransız derecede davudi olduğu için kameramanımız işitebiliyor. "Berber efendi, hani şu her pazar sana tıraşa gelen sürmeli delikanlı var ya". "Var hocam". "Saçını kestirdiğinde bir tutamını bana ayırırsan, büyük sevaba girersin. Hayırlı bir iş için gerekiyor da". "Emriniz başımın üstüne olur hocam!" "Estağfurullah". (Bu estağfurullah da ne menem fırıldaktır ki, hemen her durumda kullanılabilmekle birlikte anlamı bilinmemekte).
"Emme velakin, ne kendi bilmeli bunu ne bir başkası. Yoksa onca sayi (emek) olur zayi." "Tamam hocam, siz hiç tasalanmayın" diyor berber. Diyor da, ekibimiz gözlerinden kendisinin tasalandığını, içine kurt düştüğünü okuyor. İçinden "Delikanlının saçı kurum karası, ya hoca onu 'kara büyü' için kullanacaksa?" diye geçirmiş olmalı. "Yok canım, daha neler, mahallenin en saygın kişisinden şüphelenmeler!" Yüzünden anlaşıldığı kadar, hoca hakkında (her ne kadar "büyücüdür" deniyorsa da) kafasından böyle olumsuz düşünceler geçirdiği için kendinden utanmakta.
Delikanlı aylık saç kısaltmasına geliyor. Berber saçlarını (kısa) kesiyor. Parasını cebine atıp, kapıyı açıyor, "selametle" deyip uğurluyor. Küreği (faraşı) alıp süpürgeyle yere dökülen saçlarını topluyor. Küreğin içindeki saçlardan bir tutam alıyor, bırakıyor. Yeniden alıyor, gene bırakıyor. Makasını kavrayıp sekinin üzerindeki kara posttan bir tutam kıl kesiyor.
Bağdaş büyücü, gelip geçerken "İçeride kimse var mı?" diye dükkânı gözetlemektedir. Neyse ki, bir gün içeride başka kimse yokken berberi yakalar. Berber "Tamam hocam" diye kâğıda sarılı emaneti (gizlice) hocanın eline sıkıştırır. Hoca aynı gizlilikle berberin avcuna bir sarılira sıkıştırıvermiştir.
Evinde hocayı, bağdaş kurmuş, bir tutam "saçı" kitabının yanına koymuş görmekteyiz. Rahlenin üzerindeki, ne olduğu (kameramanca) anlaşılamayan bir kitaptan, anlaşılamayan bir şeyler okumaktadır. Aynı sözleri "aşk ile" bir daha okumaktadır. İleri geri sallanarak "meşk ile" bir daha yinelemektedir. Bu böyle saatler sürmektedir.
Burgubilim kameramanı sıkılmıştır. Toplar takımını taklavatını, berber dükkânının önüne kurar bu kez tezgâhı. İçeride berber birini tıraş ediyor. İki de sıra bekleyeni var. Gramofondaki (sahibinin sesi marka plaktan) kadın avazı çıktığı kadar bağırıyor: "Berber dükkânına vardım / berberi gördüm gördüm bayıldım kaldım / Aman da berber, misk-i amber… / Sol yanımdan yaralandım…"
Berber (...)
Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


