Anasayfa > Sayı 39 > Eskiçağ toplumlarınd...
Eskiçağ toplumlarında meyve kültü
"Karadut ağacı mitosunun orijini: Eski Yunan mitolojisinin Romeo ve Julieti'i sayılabilecek Pyramus ve Thisbe birbirlerini delicesini seven, fakat aileleri tarafından engellenen iki genç aşıktır. Bir gece kaçma planı yaparlar. Buluşma yerleri olan dut ağacının altına önce Thisbe gelir. Genç kız, yediği etlerden ağzı kanlanmış bir aslanın yaklaştığını görünce kaçar ve kaçarken düşürdüğü şalıyla oynayan aslan, ağzındaki kanı şala bulaştırır. Daha sonra buluşma yerine gelen Pyramus, sevgilisinin kanlı şalını görünce onun öldüğünü sanır ve üzüntüsünden kendisini bıçaklayarak intihar eder. Pyramus'tan fışkıran kanlar dut ağacının meyvelerini kırmızıya boyar. Thisbe de bunu öğrenince kendi canına kıyar. Bir kez meyvelerinin rengi değişmiş olan ağaç, bu sevgililerin aşkının hatırına tanrılar tarafından karadut ağacına çevrilir".

Melih Çoban
[Tüm yazıları]

İnsanlığın tarihi boyunca geliştirmiş olduğu kültür birikiminin en önemli kaynaklarından biri de içinde bulunduğumuz doğal çevre ve onun canlı-cansız çevremizi kuşatan ve hayatımızın pek çok alanında karşılaştığımız unsurlarıdır. Bu süreçte kültür, söz konusu unsurlarla insanın ilişkide bulunmasıyla edinilen bilgilerin yaşama uygulanması ile gelişir. Bu unsurlardan biri olan meyveler de tarih öncesi toplumlardan günümüze kadar, doğanın insanlığa sunduğu faydalı ve bunun yanında kullanım ve erişim kolaylığı taşıyan öğeler olmaları itibariyle, medeni ve kültürel gelişim süreçlerinde dikkate değer bir araştırma konusu olmuşlardır.
Günümüzün modern insanı için faydalı ve lezzetli olmasından öte pek fazla bir özellik atfedilmeyen meyveler, eskiçağ toplumları için bu tarz bir sıradanlığın aksine çok büyük önem taşımaktaydılar. Meyveler sadece bir besin kaynağı değil, sosyo-kültürel hayatın her alanında önemli roller alan unsurlardı. En göze çarpan olgulardan biri eskiçağ toplumlarının pek çoğunun inanç sistemlerinde, meyvelerin birer tapım aracına dönüşmesi, yani kültleşmesidir. Bu noktada meyvelerin eskiçağ toplumlarının kültürlerindeki yerini bu toplumların inanç, ritüel ve mitolojilerindeki rolü itibariyle ele almak gerekiyor.
Henüz yerleşik bir uygarlık seviyesine ulaşamamış olan tarih öncesinin avcı ve toplayıcı toplumlarında meyveler, doğanın sunmuş olduğu hazır ve faydalı nimetler olarak birincil besin kaynağı olmalarının yanı sıra bu toplumlarca çoğu zaman totemleştirilmiş ve ilkel tapınma kategorilerinden biri olan totemciliğin bir parçası olarak sosyo-kültürel yaşamda önemli bir yer edinmiştir.
Bu toplumlar yaşadıkları bölgede bulunan ve en çok faydalandıkları meyveleri henüz o dönemde tam olarak adlandıramadıkları ve ancak çevrelerini kuşatan doğanın unsurlarıyla sembolleştirebildikleri ilahi güçleri temsil eden totemler olarak algılamışlardır. Yine meyveleri taşıdıkları yaşamsal güç itibariyle tapınma aracı olarak kullanmaları ise daha sonra gelen yerleşik ve medeni toplumlarda da kendini gösteren meyve kültünün temelini oluşturmuştur.
Eskiçağ toplumlarında ise meyveler, bu toplumların ilkel topluluklara nazaran çok daha kapsamlı kozmolojiler, yani yaratılış felsefesine dayalı inanç sistemleri geliştirmeleri itibariyle totem özelliğini kaybedip, bu kozmolojik bütünler içinde simgesel ve daha çok ayrıntı olarak tanımlayabileceğimiz bir niteliğe bürünmüştür. Hitit, Yunan, Sümer, Mısır gibi eskiçağ medeniyetleri, evrenin ve insanın yaratılışı konusunda daha bilinçli düşünerek kaos/düzen karşıtlığı üzerine kurulu bir yaradılış kozmolojisi geliştirmiş ve meyveler düzenin sembollerinden biri olarak inanç sistemlerinde yer almıştır.

Kaosun sona erişi ve düzenin hakim oluşu teması
Eskiçağ toplumlarının yaratılış felsefelerinde, tektanrılı dinlerdekinin aksine, Tanrılar evrenin yaratıcısı değildir. Evren, bir hiçliğin içinde (ex-nihilo) yoktan var olmuş ve ilk başta kaotik bir formda gelişmiştir. Bu kaos ortamında iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi ikiliklere henüz yer yoktur. İnsanın ve yaşamın doğasını şekillendiren ve niteleyen bu ikilikler ancak tanrıların ortaya çıkmasıyla bir anlam kazanmaya başlamış ve en sonunda tanrılar, kaosu temsil eden ve kendilerinden önce var olan ilahi güçleri yenilgiye uğratarak evrene düzeni getirmişlerdir. Örneğin, Eski Yunan mitolojisindeki Titanlar, tanrılardan önce varolan kaotik güçleri simgelemektedir. Titanlardan doğan tanrılar, Zeus'un önderliğinde Titanları ve onların hizmetkârı olan canavarları yenerek evrende kendi hükümdarlıklarını ilan etmiş ve kaosun içinde düzenin doğmasını sağlamışlardır (1). Babil mitolojisinde ise düzenin hakim olması, kaosu simgeleyen Tiamat'ın ve onun canavarlar ve cinlerden oluşan ordusunun Tanrı Marduk tarafından yenilgiye uğratılması temasıyla işlenmiştir (2).
Sonunda kaosun güçleri yenilip tanrıların kurduğu hiyerarşiye dayalı "düzen" hüküm sürmeye başlayınca, insanın iç içe yaşadığı doğa güçleri, insanlar tarafından tanrıların varlığını ve gücünü sembolize eden ve hatta bazen tanrılaştırılan (3) unsurlara dönüştürülmüştür. Meyveler de (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Günlük, anılar ve mektuplar  -ve sonrasında yazılanlar Günlük, anılar ve mektuplar -ve sonrasında yazılanlar
Sabriye Çağırıcı
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular