Anasayfa > Sayı 85 > Kameralar ne işe yarar?
Bilişim Dünyasından / İzlem Gözükeleş
Kameralar ne işe yarar?

CCTV’ler ya da Türkiye’deki adıyla MOBESE’ler gün geçtikçe daha çok hayatımıza sokuluyor. Bugün, trafikte hız kontrolü yaptığı ya da caydırıcılık özelliğiyle suçu önlediğini düşündüğümüz kameralar yarın yeni teknolojik gelişmeler ve değişen bir siyasal konjonktürle karşımıza bambaşka bir biçimde çıkabilir. Kendimizi Zamyatin’in Biz’inde ya da Orwell’in 1984’ünde bulabiliriz.



Geçen ay gazetelerde ‘sıra dışı’ bir haber yayınlandı. Hatta bazıları bu haberi manşetten verdi. İsmi açıklanmayan çok ünlü bir iş adamı kameralar yüzünden sevgilisini Galatasaray’ın yeni stadyumunda kiraladığı locasına götüremeyince sorunu Meclis Sporda Şiddet ve Araştırma Komisyonu’na taşıdı. Adamcağız şöyle dert yanıyordu:

“Eşimi, çocuklarımı, dostlarımı, iş arkadaşlarımı ağırlamak için Arena Stadı’nda loca kiraladım. Yıllığı 300 bin dolardan 3 senelik 900 bin dolar ödedim. İlk maçı da yurt dışından gelen sevgilimle izlemek istedim. Ancak stada girer girmez her tarafın kameralarla dolu olduğunu gördüm.

Bu yetmiyormuş gibi polis kameraları da stada girenleri izliyordu. Sevgilimi orada bırakarak koşar adım stattan ayrılmak zorunda kaldım. Özel hayat denilen bir şey var. Böyle şey mi olur? 900 bin dolar ödedim stada sevgilimi götüremeyeceksem, ben bu locayı ne yapayım.” (1)

            Aynı günlerde basında bir başka ‘sıra dışı’ haber yer aldı. Balıkesir İdare Mahkemesi, Balıkesir Valiliği’nin il merkezi ve ilçelerdeki bütün işyerleri başta olmak üzere hastane, dershane, alışveriş merkezleri, çay bahçeleri, apartman, okul ve iş hanlarına güvenlik kamerası koyma zorunluluğu getiren kararını durdurdu. (2)

            Bu haberler sonrası Hürriyet gazetesinin web sitesinden yapılan ankette her yere kamera konulmasının doğru olup olmadığı soruldu. Ankete 60 binin üzerinde bir katılım oldu ve katılımcıların yüzde 48,5’i “Bu kameralar suçluları yakalıyor. Suçların önlenmesine yardımcı oluyor.” derken, yüzde 50,2’si “Her yere kamera konulması, habersiz çekim yapılması insan haklarına aykırıdır.” dedi. Diğerleri ise konu hakkında kararsız olduğunu belirtti. (3)

            Haber sıra dışıydı, çünkü bugüne kadar kameraları eleştiren, onları özel hayatın ihlali olarak değerlendiren haberlere pek rastlamamıştık. Kameraların güvenliğimiz için olduğu iddia ediliyordu. Güvenliğimiz için özgürlüğümüzden vazgeçebilirdik. 11 Eylül saldırıları ve El Kaide’nin daha sonraki eylemleri kamuoyunda bu düşüncenin daha da güçlenmesine neden oldu.

Ancak bu yazıda, kameraların birey ve toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkiler tartışılmayacak. Kuşkusuz kameralar en temel insan haklarını hiçe sayabiliyor. Fakat yazıda bunun yerine kamera savunucularının temel iddiası, kameraların güvenliğimizi sağladığı, tartışılacak. Bu bağlamda,  kameraların tarihsel gelişim süreci anlatılacak ve kameraların gerçekten güvenliğin sağlanmasına hizmet edip etmediği üzerine yapılan araştırmalar aktarılacak. Ayrıca farklı kamera gözetim türleri vardır: İşyerlerinde çalışanları takip etmek amacıyla işveren tarafından kurulan kameralar, özel mülklerin güvenliğini sağlayan ve özel alanlar/kamusal alan arasındaki geçişi kontrol eden kameralar, kamusal alanları gözetleyen kameralar... Bu yazının konusu sadece kamusal alanları gözetleyen, genel literatürde CCTV (Kapalı devre televizyon), Türkiye’de ise MOBESE olarak adlandırılan kamera sistemleri olacak. (İngiltere’deki CCTV sistemleri ile Türkiye’deki MOBESE’leri karşılaştıran bir çalışma için bkz.  Çapar S., Birleşik Krallık’ta CCTV, Türkiye’de MOBESE Caddelerde Güvenlik Nöbetinde Kameralar, Turhan Kitabevi, 2011)

 Tarihçe

            Fotoğrafsal görüntüler ve suçun kontrolü arasındaki ilişki 19. yüzyıla kadar gider. Bir diğer deyişle, ticari olarak kullanışlı fotoğraflama tekniklerinin ortaya çıkışından hemen sonra bu teknolojinin suçla mücadelede kullanılabileceğinin farkına varılır. 1850’lerin ortalarında İngiltere’de ve Fransa’da hapishaneden kaçışları engellemek ve suça eğilim gösteren mahkûmları belgelemek amacıyla mahkûmların fotoğrafı çekilir. Televizyonda da benzer bir gelişme yaşanır. 1926’da ilk televizyon yayını yapılır ve 1936’da BBC’nin kurulmasıyla beraber kamu hizmeti yayıncılığı başlar.  1947 yılında polis, BBC’nin kraliyet düğünündeki canlı yayınının polis devriyelerinin yerleşimine yardımcı olmak için kullanılabileceğini düşünür, fakat maliyeti nedeniyle bu plandan vazgeçilir. Ama bir kere kameraların potansiyeli keşfedilmiştir. 1950’lerde İngiltere’de trafik ışıklarının yönetimine yardımcı olması amacıyla CCTV kullanılır. (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

Bilimden Felsefeye Akademik Bir Çevrenin Serüveni Bilimden Felsefeye Akademik Bir Çevrenin Serüveni
Yaman Örs- Serap Şahinoğlu
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular