Bu yazı Bilim ve Gelecek Dergisi web sitesinden alınmıştır.
Yazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=382
Everest'e bayrağı ilk diken Edmund Hillary, dünyaya veda ettiYazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=382
Hillary ve zirve tutkusu
"İngilizler Everest'e çıkmayı bir egemenlik yarışına dönüştürmüştü. Onlar için Everest, alt edilmesi gereken bir projeydi. Bu nedenle Hillary'nin tırmanışı başardıktan sonra aşağı inerken söylediği ilk söz, 'Piç kurusunu alt ettik' olmuştur. Bugünün dağcıları böyle söylemezler, genelde. Olayı kendileriyle rekabet olarak tanımlarlar. Bu kadar tırmanış yaptım, derdim hiçbir zaman dağla itişmek olmadı. Dağ ile sıcak bir ilişki kurdum bir anlamda. Ama Hillary böyle söyledi diye onu suçlayamayız; çünkü o günün anlayışı buydu."
Nasuh Mahruki
[Tüm yazıları]
29 Mayıs 1953'te, yerel saatle 11:30'da Everest'in zirvesine adımını atan ilk insan olan Sir Edmund Percival Hillary, 11 Ocak 2008 tarihinde hayata veda etti. Yeni Zelandalı dağcı ve kâşif Hillary, kendi halinde bir arıcı iken dünyanın en yüksek noktasına adını yazdıran, ancak daima mütevazı, insancıl kalan ve yaptığı sporda öncü karaktere sahip bir insandı. Hillary'nin dağcılık sporunda açtığı yolun izinden giden, Everest'e çıkmış ilk Türk olan Nasuh Mahruki ile Everest'te İlk Türk kitabının önsözünde kendisine "en içten tebriklerini" ileten Hillary'nin öyküsünden yola çıkarak dünyanın zirvesi ve zirve tutkusu hakkında konuştuk.
Everest'e tırmanmak, bir egemenlik yarışına dönüşmüşken…
Everest'e 1953'de ilk tırmanan, Tenzing Norgay ile birlikte Edmund Hillary oluyor. Bu çıkışın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Edmund Hillary'den önce bunu deneyenler olmuş muydu?
Batı'nın, Everest'in dünyanın en yüksek dağı olduğunu keşfetmesinden sonra, bu zirveye ulaşmak, "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" İngiltere'nin büyük ilgisini çekmiş. Çünkü İngilizler bunu, dünya üzerindeki egemenliklerini başka şekilde sembolize edecek bir olay olarak görüyorlar. O dönemde dağcılığa milliyetçi duygularla ilgi duyuluyor aslında.
Dağın adı da Sir George Everest'den geliyor. İngilizler, 1800'lerin ikinci yarısında Himalayalar'da "Great Trigonometric Survey" dedikleri haritalandırma çalışmaları yaparken, George Everest ve ekibi, ölçüm sırasında "peak fifteenth" yani 15. zirve olarak işaretledikleri dağın, aslında diğer hepsinden daha yüksek olduğunu keşfediyor ve çok heyecanlanıyorlar. 8848 metrelik Everest'in yüksekliğini aslına çok yakın biçimde ölçüyorlar. Aslında ilginç bir nokta, George Everest çok nitelikli bir insan ve dağların yerel isimleriyle anılmasından yana, kendi adının bu dağa verilmesini istemiyor. İngilizler'in "Royal Geographic Society" dedikleri Kraliyet Coğrafya Cemiyeti'nin bastırmasıyla, Everest istemediği halde, dağa onun adı veriliyor. Halbuki Everest'in yerel adı var; Nepalliler "Sagarmatha", Tibetliler ise "Chomolungma" diyorlar.
İngilizler, 1910'larda Everest'e tırmanmak için birkaç ekspedisyon düzenliyor. Şartları gerçekten zorluyorlar; George Mallory ve Andrew Irvine'in ölümüyle sonuçlanıyor deneme. Nepal kapalı bir bölge o dönemde; bu nedenle kuzey rotasından deniyorlar ama, kuzey, o dönemin şartları ve birikimine göre zor bir rota. Araya 1. ve 2. Dünya Savaşları giriyor. Dünya birbiriyle vuruştuğu için, Everest gündemden düşüyor; kimsenin bu tür lükslere vakit ayıracak hali olmuyor. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, dünyanın en yüksek dağına tırmanma yarışı yeniden başlıyor. İngilizler yine en önde gidiyor. Bir-iki deneme sonrasında, 1953'de, kuşatma harekâtı gibi çok büyük bir ekspedisyon düzenliyorlar. Yüzlerce insan ile bir askeri operasyon gibi gerçekleştiriyorlar bunu, nitekim liderleri de askeri geçmişi olan insanlar.
Bir tür fethetme anlayışı hâkim yani…
Evet, yaklaşım o. Çok büyük lojistik destekleri var ve bulunabilecek en güçlü dağcıları bir araya getiriyorlar. O dönem kullanılan teçhizat ve ekipman ile yüksek intifa fizyolojisi, akreditasyon hakkındaki bilgiler bugünküne göre çok yetersiz ama, İngilizler askeri teknoloji için geliştirilmiş, kendi dönemine göre oldukça ileri diyebileceğimiz destek ile yapıyorlar denemelerini. 1910'larda kuzeyden çıkmayı denemişlerdi; 1953'de güneyden, Nepal'den doğru yapıyorlar bunu, yani klasik rotasından. Everest'in zirvesine çıkılacak en mantıklı ve göreceli olarak en kolay diyebileceğimiz rotadan.
Tenzing Norgay ile Edmund Hillary, o şartlarda ekibin içindeki en nitelikli kişiler olarak değerlendiriliyor ve son hamleyi onlar yapıyor. 29 Mayıs 1953'de dünyanın en yüksek noktasına ulaşıyorlar. Tabii İngilizlerin derdi oraya bir İngiliz vatandaşın tırmanması; ama ne gariptir ki, bir Yeni Zelandalı tırmanıyor. Fakat daha sonra o Yeni Zelandalı'ya da İngiliz'miş gibi "sir" unvanı veriyorlar. (...)
Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


