Anasayfa > Sayı 50 > Aydınlanma nedir?
Aydınlanma nedir?
18. yüzyıl, felsefenin ilk olarak siyasallaştığı yüzyıldır. Her şeyden önce yürürlükteki siyasal ve dinsel yetkelerin tartışılması gerekiyordu. Aydınlanma böylece bir eylem felsefesi oldu. Felsefe hiçbir dönemde bu kadar somutlaşmamış, bu kadar kavgacı olmamış, yaşayan insanın sorunlarıyla bu kadar ilgilenmemiş, insanlığı bu kadar geniş biçimde kucaklamaya çalışmamış, yeni yaşam koşullarını başlatmada bu kadar etkili, dirençli, istekli görünmemişti. O, Sanayi Devrimi'ne açılan bilimsel ve teknolojik atılımların, sermayeciliğin gelişimini sağlayan atılımların getirdiği olumlu ve olumsuz değerlerle ilgili bir genel eleştiriydi.

Afşar Timuçin
[Tüm yazıları]


Bir düşünceyi doğru anlamak için onun kaynaklarına inmek zorundayız. Ama bunun için ne kadar geriye gitmemiz gerektiğini kestirmek her zaman kolay değil. Aydınlanma düşüncesini tarihsel bağlamının dışında sözcük anlamıyla ele alanlar onun kaynaklarını bulmak için çok eski zamanlara inmek gereksinimi duyarlar. Başlangıç için en doğru ad belki de Sokrates adıdır. Doğrular için canını vermiş olan bu efsane kişilik gerçekten bize doğruların dışında bir yaşam olmadığını, olmaması gerektiğini, olamayacağını duyurdu. İnsan usunun bu noktada yüce aydınlığına kavuşmuş olduğunu sezeriz. Tarih düşünce kahramanlarıyla doludur, insanlığın aydınlığa çıkmasında her birinin çok özel bir yeri vardır. Böylece "aydınlanma" sınırları belirsiz bir kavrayışın en genel adı olur. Öte yandan, kimileri aydınlanma denince Rönesans'ı anlamak eğilimindedir. Ama Rönesans'ın üç ayrı evrede gerçekleştiğini düşününce iş gene karışıverir. Önemli olan bilgiyi sezgilerimizle değil, tarihe yönelen araştırmacı yanımızla üretmektir. Kimileri düşlerini gerçekliğe yansıtıp gerçekleri kendilerine göre çizmeye çalışır. Bilmeden bilmek noktasında insan nice yanlış fikir üretebilir.
Öte yandan her düşünceyi ancak tarihsel bağlamında ele alırsak doğru olarak kavrayabiliriz. Daha baştan beri birçok düşünce adamı insanlığın aydınlık bir dünyaya kavuşması için çaba göstermiştir; bununla birlikte "aydınlanma" adı tarihsel bağlamında bizi 18. yüzyılla sınırlar. Aydınlanma bu yüzyılda felsefeyi gerçek anlamda toplumsal dönüşümlerin buyruğuna vermiş düşünürlerin düşünme biçimidir. Felsefe onlarla ilk olarak siyasallaşmış ve dünyayı dönüştürücü bir anlam kazanmıştır. Kavramın sınırlarını daraltırsak, o yüzyılın Fransa'sında durmamız gerekir. O zaman şu sorulabilir: Fransa'dan başka yerde insanlar aydınlanmak istemediler mi? Sorun aydınlanmak istememek sorunu değil, aydınlıklar adına savaşa girmeyi göze alma sorunudur. Dikkatli bir okuyucu hemen şu soruyu soracaktır: İngiltere'de insanlar aydınlık bir dünyaya kavuşmak istemediler öyleyse.
İngiltere tarihini biraz bilenler bu ülkede aydınlanma için savaşımın bir gereklilik olarak yaşanmadığını da bilir. Çünkü İngiltere'de soylu sınıfıyla yeni yükselen burjuva sınıfı çıkar hesaplaşmasını erkenden yapmış, parlamento çatısı altında ikili düzende bir güçler dengesi kurmayı erkenden başarmıştır. İngiliz isyancı baronlarının Manga Carta'yla kral John'dan zorla haklar elde etmelerinin 1215'de olduğunu düşündüğümüzde, sözünü ettiğimiz dengenin ne kadar erken kurulmaya başladığını anlarız. 17. yüzyılda iki İngiliz Devrimi bu dengeyi biraz daha sağlamlaştırdı. Birinci devrim Charles I'in idam edilmesiyle, ikicisi James II Stuart'ın İngiltere'den çıkarılmasıyla gerçekleşti. Bu yüzden İngilizler Fransa'dan gelen devrim rüzgârlarını çok da önemsemiş değildir.

Alman aydınlanmacılığı
Almanya'da aydınlanmacılık Fransa'daki kadar yoğun bir gereksinimdi, ne var ki bu ülkede aydınlanma devinimini başlatanlar Fransa'daki benzerleri kadar cerbezeli olamadılar. Almanya'da yönetimin baskıcı gücü aydınların ister istemez çekinik kalması sonucunu getirmiştir. Gerçekte iki ülkede yani Fransa ve Almanya'da aydınlanma aynı zamanlarda başladı. Bu ortak görünümün başlıca nedeni Almanya'da kültür adamlarının o zamanki dünyanın kültür merkezi Paris'e bağımlı olmalarıydı. "Aufklärung" diye bilinen bu çekinik aydınlanmacılığın baş kişisi dergici yazar Nikolai'dir. Bu kişi bugün adı unutulmuş da olsa, gününde ülkesinin kültür insanlarını epeyce etkilemiş bir kişiydi. Alman aydınlanmacılığının verimsizliğini Lucien Goldmann Kant Felsefesine Giriş adlı o çok önemli kitabının başlarında Almanya'nın geri kalmış yapısına bağlar.
Bu arada Kant'ın aydınlanmacılığını unuttun diyenler olacaktır. Unutmamak gerekir ki, Kant'ın aydınlanmacılığı Fransa aydınlanmacılığı gibi siyasal yönü ağır basan bir aydınlanmacılık değildir. Fransız aydınlanmacılığı her koşulda devrim düşüncesini akla getirir, nitekim Jean-Jacques Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi adlı yapıtı Fransız Devrimi'nin erken zamanda yayımlanmış bir bildirisi gibidir. Oysa Kant'ın aydınlanmacılığı siyasal (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

50 Soruda Antropoloji 50 Soruda Antropoloji
Sibel Özbudun- Gülfem Uysal
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular