Anasayfa > Sayı 34 > Gılgamış
Ölümsüz yaşamın izinde insanoğlunun beşbin yıllık şiir serüveni
Gılgamış

Günümüzden beş bin yıl önce, Grek destanı İlyada'dan, büyük Hint destanı Mahâbhârata'dan bin beş yüz yıl önce biçimlenip yazıya geçirilmiş olan Gılgamış Destanı, insanoğlunun ilk yazınsal ürünü, ilk başyapıtıdır. Bütün büyük yapıtlara özgü temel izleklerin, yaşam sevgisi, ölüm korkusu, yiğitlik, aşk, cinsellik gibi temel değerlerin çok etkileyici bir biçimde sarmaştığı bu destan hangi coğrafyada, hangi çağlarda, hangi koşullarda oluştu, hangi serüvenlerden geçerek bugüne ulaştı?
Başlangıçta bu sorunun ilginç yanıtlarını bir bir gözden geçirmemiz gerek.
Bu başyapıt şimdi Sait Maden'in uzun yıllardır titizlikle sürdürdüğü kaynak araştırmaları sonucunda, güçlü ve akıcı bir dille yeniden Türkçe'ye kazandırıldı. Okuyacağınız metinler, Sait Maden'in Aralık ayı içerisinde Çekirdek Yayınları'ndan çıkacak olan "Gılgamış, 'Ölümsüz Yaşam'ın İzinde" adlı kitabının giriş bölümünden alınmıştır.


Sait Maden
[Tüm yazıları]

Gılgamış Destanı yeniden…
Bu yapıt, yıllar önce, "İnsanoğlunun beş bin yıllık şiir serüveni" altbaşlığıyla yayınlanmış Yeryüzü Şiiri ve Yeryüzü Destanları adlı iki ciltlik bir yapıtın üçüncüsü. Tek bir bütünü oluşturacak gereçlerin üç ayrı kurgu içinde yer alması okuyucunun önüne bıktırıcı yoğunlukta örnekler yığmama kaygısına dayanıyordu.
Bu çalışmaya, binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşmış söz varlıklarının topluca sergileneceği bir "şiir müzesi" kurmak amacıyla başlamıştım. Bu nedenle, diller, kitaplar ve ülkeler arasında kırk yıl süren çok uzun bir yolculuğa çıktım, bu "müze"ye gerekli ürünleri sağlamak için.
"Müze"min bir parçası da Gılgamış Destanı'ydı. Geniş bir bölümünü 1970'lerde Soyut dergisinde yayınlamıştım. George Contenau'nun 1939'da yayınlanmış olan Épopée de Gilgamesh adlı çevirisiydi ilk yararlandığım kaynak. Daha sonraki yıllarda, Destan'ın Batı dillerinde yeni birçok çevirisi yayınlandı. Her yeni çevirisiyle, yapıtın eksik yerleri azalıyor ve yeni kazılardan elde edilmiş bilgilerle ya da Batı müzelerinde yeni bulunmuş parçalarla zenginleşiyordu. Bütün bu yayınları izleye izleye, Destan'ı bugün bilinen en az eksikli duruma getirdim. Çalışmamın kırk yıl sürmesi bu yüzden.
Destan'a başlamadan önce, Sümer ve Asur şiirinin bir özelliğini belirtmem gerekiyor. Herhangi bir şiiri kurgulayan kişi ya da topluluk, yapıt boyunca, gerekli gördüğü yerlerde, kimi dizeleri ya da parçaları sık sık yinelerdi. Destan'da da karşılaştığımız bu uygulamanın gerekçesi şu: Yapıt, kimi dinsel törenlerde, topluluklar karşısında, özel bir ezgiyle söylenirdi. İlkçağ şiiri sözel bir yaratıdır, okuyucuları yoktur, dinleyicileri vardır yalnız. Herhangi bir şiiri seslendiren kişinin, dinleyiciler üzerinde belirli bir etki bırakmak amacıyla, birtakım ezgisel olanaklardan yararlanması gerekir. Destan'da bol örnekleri var bu uygulamanın. Anlatıya özel bir tat katan bu tutumu ben de çevirimde özenle korumaya çalıştım.
Kazıbilimcilerin, araştırıcıların yüz elli yıl süren çabaları sonunda, Destan'ın yaklaşık üçte ikisi elimize geçmiş oldu. Ama geri kalan bölümünü elde etmemiz olanaksız artık. Irak'ta yapılacak yeni kazılarla birtakım eksikleri tamamlayacak yeni verilere ulaşmamız olanaksız. İnsanlığın bugüne dek gördüğü en alçakça saldırılardan biri sonunda, Amerikan bombaları, yeryüzü uygarlığının eşik taşlarını yerle bir etti.

İnsanoğlunu yedi bin yıl öncesinden bugüne taşıyan bütün bilgilerin ilk tohumları Sümerler eliyle atıldı. Bugün adına "uygarlık" dediğimiz bilgi birikimini oluşturan her şeyin ilk biçimleri Sümer ülkesinde yaratıldı, orada geliştirildi ve bütün çevre ülkelere oradan yayıldı. Akdeniz yöresinde oluşan tektanrılı üç büyük dinin temelinde Sümer tanrılarının, Sümer inançlarının çok derin izleri var. Konuyu dikkatle kurcalayan herkes şu gerçeği kolayca görebilir: üç kutsal kitabın içerdiği bilgilerin hiçbiri "gökten inme" değil. Bir örnek: Kur'an'da bir sayfalık, Tevrat'ta ve İncil'de iki üç sayfalık yer tutan Tufan söylencesi Sümerler'den kalma, hem de çok ayrıntılı bir öykü olarak: tam 327 dize.
Sümerler'in bulduğu ilk yazı, belli bir evrim geçirdikten sonra, Fenikeliler eliyle Yunanlılar'a, onların eliyle de bütün Batı dünyasına aktarıldı. Sümerler, birer tanrı saydıkları gökcisimlerinin uzaklıklarını, devinimlerini hesaplamakta büyük bir başarı gösterdiler. Toprak bölüşümü, ürün paylaşımı gibi konular ölçüm bilgilerini şaşırtıcı bir düzeye ulaştırdı. Örneğin, İyonyalı matematikçi Thales'in (MÖ VII.-VI. yüzyıl) ünlü teoremlerini ondan bin beş yüz yıl önce çözmeyi biliyorlardı (AP-HS, 111). Daireyi 360 dereceye, günü 24 saate böldüler. Bütün bu ve benzeri bilgiler Doğu Akdeniz ve Anadolu üzerinden batıya yayıldı ve Yunan düşüncesinin, dolayısıyla Batı düşüncesinin oluşmasına kaynaklık etti.

Sümerler kimdi?
Sümerler MÖ beş binlere doğru Aşağı Mezopotamya'da görülmüş bir halk (Mezopotomya: Grekçe "meso" = "ara", (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

50 Soruda Yaşamın Tarihi 50 Soruda Yaşamın Tarihi
Deniz Şahin
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular