Anasayfa > Sayı 64 > Ortaçağ Avrupa’s...
Ortaçağ Avrupa’sında eğitim
Ortaçağ’ı Avrupa’nın karanlık dönemi diye nitelemek pek doğru değildir. Ortaçağ, insanın düşünce alanında üst düzeyde soyutlamalar yapma gücüne eriştiği bir çağdır. Bu çağda tarımda çok büyük yenilikler ve ilerlemeler yaşandı, yaygın ticarette ilk önemli adımlar atıldı. Sanayi atılımlarını getirecek ilk büyük sermaye birikimleri oluşmaya başladı. Özellikle 11. yüzyıldan sonra eğitim yaygınlaştı, manastır ve piskoposluk okulları çoğaldı, giderek ilk büyük üniversiteler kuruldu.

Afşar Timuçin
[Tüm yazıları]

Ortaçağ genellikle karanlık bir dönem olarak bilinir. Pekçok kişi bu çağı neredeyse insanın insanlıktan çıktığı kapkara bir zaman parçası olarak düşünür. Bilgisizliğin, kolaya kaçmanın, bilmeden yargılamanın, eksik bilinçle şemalar oluşturmanın bir örneğidir bu. Ortaçağ’ın toplumsal açıdan iyiden iyiye atomlaşmış yani parçalanmış ve özellikle kültür düzeyinde epeyce sorunlu bir çağ olduğu doğrudur. Tarihe baktığımızda iyiden iyiye sorunsuz bir dönem bulabilir miyiz? Kaldı ki Ortaçağ, insanın düşünce alanında üst düzeyde soyutlamalar yapma gücüne eriştiği bir çağdır. Bu çağda tarımda çok büyük yenilikler ve ilerlemeler yaşandı, yaygın ticarette ilk önemli adımlar atıldı. Sanayi atılımlarını getirecek ilk büyük sermaye birikimlerinin oluşması, bir başka deyişle sermayeci iktisadın kurulması bu dönemde gerçekleşmeye başladı. Ortaçağ özellikle 11. yüzyıldan sonraki dönemde eğitimin yaygınlaşıp manastır ve piskoposluk okullarının çoğaldığı, giderek ilk büyük üniversitelerin kurulduğu bir çağdır.

Kölecilikten serflik düzenine
Çağların dönüşüm koşullarını, özellikle de iktisadi ve toplumsal dönüşüm koşullarını izleyerek onları bir bütünde değil de birkaç dönemde ele almak doğru olacaktır. Feodalliğin koşullarıyla belirgin olan Ortaçağ, MS 5. yüzyılla 17. yüzyıl arasını kapsar. Tarihçiler Ortaçağ’ı Erken Ortaçağ (5.-11. yüzyıl), Asıl Ortaçağ (11.-15. yüzyıl), Geç Ortaçağ (15.-17. yüzyıl) olmak üzere üçe ayırırlar. Birinci dilim ilkel feodal ilişkilerin gelişmesiyle, ikinci dilim feodalliğin doruğa tırmanmasıyla ve çöküşe hazırlanmasıyla, üçüncü dilim feodalliğin dağılmaya başlaması ve sermayeci ilişkilerin ortaya çıkmasıyla belirgindir. Eskiçağ’ın üretici gücünü oluşturan köle emeği gücünü yitirmiş, bir başka deyişle köle düzeni artık verim vermez olmuş, yerini toprağa bağlı ve üretimden pay alan köylülerin oluşturduğu serflik düzenine bırakmıştır. Buna göre Eskiçağ, Ortaçağ’ın yaşam koşullarını hazırlayarak dönemini tamamlamış, böylece eski yaşam düzeninden yepyeni bir yaşam düzenine geçilmiştir.
İnsan yaşamı inişli çıkışlıdır, onda kendini gösteren kasılmalar ve gevşemeler, hızlanmalar ve yavaşlamalar bizleri aldatmamalıdır. Gelişen ya da evrimlenen insan dünyasında bir önceki çağdan daha geri bir çağ düşünmek olası değildir. On iki yüzyıl kadar sürmüş olan Ortaçağ, iktisadi ve toplumsal açıdan feodal yaşam koşullarıyla belirgindir. Bu çağda büyük devletlerin içinde küçük devletler oluşmuştur, krallıklar ve imparatorluklar varlıklarını sürdürüyor olsalar da güçlerini iyiden iyiye yitirmişlerdir, toplumlar senyörlüklere bölünerek tam anlamıyla atomlaşmıştır. Bundan böyle güç kralda ve imparatorda değil büyük toprak sahibi olan senyördedir. Sıkı sıkıya toprağa bağlanmış insanların oluşturduğu bu düzende serf yani köylü birey efendisine yani senyöre, bu arada kiliseye ve krala bağımlıdır.

Hıristiyan dininin dönüşümü
Ortaçağ İsa dininin Avrupa’da tüm yaşama egemen olduğu, dünyaya yeni inanç kalıplarıyla birlikte yeni ahlak önerileri sunduğu, ayrıca getirdiği günah korkusuyla insanları katı bir biçimde bir üst dünyanın gereklerine bağladığı bir çağ oldu. Bu din başlangıçta Roma imparatorluğu içinde siyasal bir güç olarak ortaya çıkmış, büyük siyasal ve toplumsal baskılar altında ezilen tabandaki insanlara bir korunma ve direnme gücü kazandırmaya çalışmıştı. İsa baskıya karşı hoşgörüyü, kötülüğe karşı iyiliği, katılığa karşı yumuşak başlılığı öneriyor, insanların Tanrı karşısında her bakımdan eşit olduklarını söylüyordu. Bu bir bakıma kölelerin ayak direme bildirisi gibiydi, köleliğin sonunu dünyaya ilan ediyordu: Herkesin eşit olduğu bir dünyada köleliliğin bir anlamı olamazdı. Hıristiyan dini böylece başlangıçta tabandaki insanın tepedeki insana, yabancının yerliye, güçsüzün güçlüye gözdağı vermesi ya da kendini benimsetme girişimi olarak anlaşılabilir. Ne var ki bu din yerleşik ve kurumlaşmış bir inanç biçimi olduktan sonra soylu sınıfını kilise aracılığıyla topluma (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

İnsan Neden Sanat Yapar?-axix mundi İnsan Neden Sanat Yapar?-axix mundi
H. Tuğrul Atasoy
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular