Anasayfa > Sayı 0 > ‘Bilimde, fende olgularl...
‘Bilimde, fende olgularla ilgilenmeliyiz, şahıslarla değil’




Curie’lerin, “vahşiler gibi yaşamaya” yeni bir nedenleri var. Meraklılardan kaçıyorlar. Artık her zamankinden fazla bir düşkünlükle, sevdayı ıssız tenha köylere sarıyorlar. Han bozması bir köy otelinde geceyi geçirmek gerektiğinde, deftere uydurma bir isimle yazılıyorlar.
Fakat onlar için en iyi “tebdili kıyafet” yine de asıl, doğal hal¬leri. Bretanya’nın herhangi bir çukurlu, tümsekli yolunda bisikle¬tini elle iten şu koca boylu, sıska, kılıksız adamı, yanındaki köylü kıyafetli kadını görenlerin aklına, Nobel mükâfatı kahramanları da nereden gelsin?
Bu işin en haberlisi olanlar bile, onları tanımakta duraksıyorlar. Fizikçilerin izini kurnazca takip etmiş ve peşlerine Pouldu’da yetişmiş olan bir Amerikalı gazeteci, onların oturdukları balıkçı evinin önünde şaşkın şaşkın kalakalıyor. Gazetesi onu, Madam Curie ile, meşhur kadın âlimle konuşmaya, meslek ağzını kullanmak gerekirse, “bir mülakat koparmaya” gönderdi. Acaba bu “hatun” nerede olabilir ki? Birine sormalı... Meselâ şu kadınca¬ğıza, kapının önündeki eşikte, yalınayak oturan, içine kum dolmuş sandallarını silkeleyen şu köylüye soruvermeli.
Kadın başını kaldırıyor, kül rengi gözlerini karşısındaki “rahat kaçırana” dikiyor ve birdenbire türlü türlü gazetelerde çıkan, yüzlerce binlerce resimlere benziyor. Tamam! Odur, tâ kendisi! Gazeteci, bir ân beyninden vurulmuşa dönüyor, Marie’nin yanına yığılıyor, cebinden not defterini çıkarıyor. Zavallı Marie, artık kaçmanın çaresi kalmadığını görünce, başa gelen çekilir kabilin¬den bir katlanışla, karşısındakinin sorgularına kısa, küçücük cümlerle cevap vermeye koyuluyor. Evet, Pierre Curie ile kendisi, radyumu buldular. Evet, deneylerine devam ediyorlar...
Bir yandan da papuçlarını havaya kaldırıp kaldırıp kumunu iyice boşaltmak için taşa vuruyor, sonra da kayalıkların, böğürt¬lenlerin yırttığı güzel, çıplak ayaklarına bunları geçiriyor. Bir ga¬zeteci için harikulade fırsat. Haydi bakalım! Tesadüflerin en ha¬yırlısı sayesinde, ne kadar da canlı, ne kadar da ruhlu tarafından yakalanan “mahremiyet” sahnesi, buyursun bakalım. Gazeteci, işÂ¬te çalakalem yazıyor, genelden ayrılıp daha özele kaçan soruları sıralamaya başlıyor.
Örneğin Marie’nin genç kızlık zamanına, çalışma göreneklerine, kendini fen araştırmasına bağışlamış bir kadının psikolojisine ait bazı iç sırlarını koparabilse!
Fakat insanı şaşırtan bu çehre, hemen o dakika, sanki sıkı sıkı örtünüp kapanıyor. Tek bir cümle ile ahlâkın, hayatın, hak ver¬gisi yeteneğin ne kadar can dolu bir tarifini yapıveren, bunları upuzun bir kitaptan daha iyi anlatan tek bir cümle ile, bütün öm¬rünün ilkesi, düsturu gibi sık sık tekrarlayacağı şu sözlerle konuşÂ¬mayı sona erdiriyor:
“Bilimde, fende olgularla ilgilenmeliyiz, şahıslarla değil.”



‘Böyle şeylere vaktimiz yok…’

(...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

İnsan Neden Sanat Yapar?-axix mundi İnsan Neden Sanat Yapar?-axix mundi
H. Tuğrul Atasoy
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular