Anasayfa > Sayı 26 > Dünya’nın evrimi
Jeolojik evrim ve biyolojik evrim iç içe
Dünya’nın evrimi

Evrim denince akla hep canlılarla ilgili olarak biyolojik evrim gelir. Ancak evrim evrenseldir. Dünyanın 4,5 milyar yıl öncesinden günümüze kadar geçen süre içinde devamlı değiştiği, yalnız canlıların değil kıtaların, okyanusların, atmosferin de değişime uğradığı bilinen bir gerçektir. Gezegende hiçbir şey oluştuğu gibi kalmamaktadır. Bu yazıda filmi geriye saracağız ve 4.5 milyar yıllık sürece kuşbakışı göz atacağız. Jeolojik evrim ile biyolojik evrim arasındaki ilişkiyi dönem dönem incelemeye çalışacağız.

Prof. Dr. Mehmet Sakınç
[Tüm yazıları]

Dünya, evrende yaşamın bulunduğu tek gezegen. Gezegenimizde göz kamaştırıcı bir biyolojik çeşitlilik, iklimler, okyanuslar, dağlar, ovalar ve ormanlar. Dünya ve evrenin sonsuzluğunda insan! Aklı ve merakı onu seçkin yapıyor. Bu özelliği yaşama başladığından beri, onu araştıran ve öğrenen canlı yapmış. Doğa olaylarından etkilenmiş, zaman zaman korkmuş, ürkmüş daha sonra merakını yenmek için onları araştırır olmuş, yaşadığı gezegeni tanımaya çalışmış.
Bu merakın tarihi çok eskidir. İnsanın erken dönemlerine kadar gider, ama genelde Klasik Yunan’a dayanır. Anaksimandros, Thales ve diğerleri, dünyanın nasıl bir şey olduğu konusunda uzun tartışmalarla bunu anlamaya çalışan doğacılardır. Burada göz ardı edilmemesi gereken önemli nokta, Dünya’nın sorgulanması, onun nasıl bir şey olduğu konusundaki söyleşiler ve bütün bunların Küçük Asya’nın (Anadolu) batısında Milet’te yapılmasıdır. Şöyle de diyebiliriz, burası doğa bilimlerinin ilk konuşulduğu yer, Milet ve bilimdeki bu önemli konumu hiçbir zaman unutulmamalı! Burada basit gözlemlere dayalı uzun tartışmalar yapıldı, doğa bilimlerinin temeli burada atıldı. Dünyaya ait birçok düşünce bu temelden filizlenerek yeşerdi.
Roma ve Ortaçağ bu düşüncelerin genelde sekteye uğradığı dönemler. Ancak, 17. yüzyıldan başlayarak yaygınlaşan, gezegeni tanımaya, anlamaya yönelik görüşler, Avrupa toplumlarında geniş bir meraklı kitlesinin oluşumuna neden olmuş, jeoloji, botanik ve zooloji gibi bilimlerin önemli disiplinleri kendilerine birçok taraftar bularak süratle gelişmiş. 18. ve 19. yüzyıllar doğa ile ilgili görüşlerin doruğa ulaştığı dönemler. Tartışmaların, eleştirilerin ışığında birçok prensip ve hipotez ortaya atılmış, kabul görmüş, icatlar beraberinde önemli keşifleri getirmiş.
18. yüzyılda Danimarkalı bilgin Nicholas Steno’nun (1638-1686) tabakaların horizontal (yatay) çökelme ve süperpozisyon (en altta bulunan tabaka zaman olarak diğerlerine göre en yaşlıdır), 18. yüzyılda James Hutton’un (1726-1797) güncelcilik (aktualizim), 18-19. yüzyılda Charles Lyell’in (1797-1875) üniformitarianizm (tekdüzecilik) prensipleri; 19. yüzyıl başında Cuvier’nin katastrofizim, 19. yüzyılda Darwin’in (1809-1882) evrim, Alfred Wegener’in (1880-1930) kıtaların kayması ve 20. yüzyılda bunun bir devamı olan levha tektoniği kuramları ve ilgili araştırmalar, görüşler, tartışmalar, Dünya gezegeni hakkında yanıt bekleyen birçok soruya açıklık getirmiş, insan da çıkan sonuçları kullanarak, doğal afetler (deprem, heyelan, tusunami vb), petrol oluşumu, doğalgaz, volkanlar, madenler, yaşamın kökeni, evrim gibi konulara, “neden, nasıl, niçin”lere yanıtlar vererek çözümler aramıştır.

Jeolojik evrimi kavramanın önemi
Evrim denince akla hep canlılarla ilgili olarak biyolojik evrim gelir. Ancak evrim evrenseldir ve tarihsel kuramdır. Dünyanın 4,5 milyar yıl öncesinden günümüze kadar geçen süre içinde devamlı değiştiği, yalnız canlıların değil kıtaların, okyanusların, atmosferin de değişime uğradığı bilinen bir gerçektir. Gezegende hiçbir şey oluştuğu gibi kalmamaktadır. Örneğin kayaları aşındıran akarsu aşınan malzemeyi ne yapar gibi basit bir soruya yanıt arayabiliriz. Koskocaman bir kaya aşınarak nasıl ve neye değişecektir? İnsan bu değişimi gözleyebilir mi? Bunun gibi sorular evrim düşüncesinin anlaşılmasına kolaylık sağlayacaktır.
Bu konuda zaman ölçekleri önem kazanır. İnsan, gündüz ile gece ya da mevsimlerin değişimini kabul edebilir. Neden kıtaların, okyanusların, canlıların değişimini algılayamaz ya da kabullenemez? Bunun nedeni çok basit. İnsan yalnızca yaşadığı zaman ölçeği içinde kalmaktadır. Belki tarihsel olarak biraz daha eskilere gidebilir, yazılı tarihi algılayabilir. Örneğin bir Osmanlı padişahının yaşamını, o dönemin kıyafetlerini, ya da savaşlarda kullanılan silahları, savaş araçlarını müzelerde görüp düşünebilir. O savaşların zaman ve mekânlarını hayal edebilir. Zaman aralığı genişlediğinde insan nasıl düşünebilecektir? Bunu yaparken nelere gereksinimi olacaktır? İnsan dinozorlar dönemini hayal edebilir mi? Bu dev sürüngenler (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı

50 Soruda Deprem 50 Soruda Deprem
Haluk Eyidoğan
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular