Anasayfa > Sayı 72 > Darwin’in tanrıs...
Yaratılışçılar evrim ve Tanrı hakkında neden yanılıyorlar?
Darwin’in tanrısını aramak

Bilimden, Tanrıya ilişkin anlaşmazlığın bir karara bağlanacağı bir sonul kanıt, bu yolda bir sarsılamaz tutum bekleyenler hep hayal kırıklığına uğrayacaktır. Bir bilimci olarak size yeni kanıtlarımın, devrimcil verilerimin, doğaya yönelik dengeyi şu ya da bu yöne doğru bozacak nefes kesici bir sezgimin olduğunu söyleyemem. Ama inançlı bir kimseye söyleyeceğim şeyler var: en geleneksel anlamda bile evrim biyolojisi çoğunlukla inanıldığı gibi inancın önünde bir engel değildir. Evrim pek çok bakımdan Tanrı’yla olan ilişkimizi anlamanın bir anahtarıdır. Her zaman beni dersten sonra sıkıştırmak isteyen birkaç öğrenci çıkar ve dosdoğru sorar: “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” Ben de her birine “Evet!” derim, “Ben Darwin’in Tanrısına inanırım!”

Kenneth Miller
[Tüm yazıları]




Brown Alumni Magazine (Nov/Dec, 1999) dergisinde yayınlanan bu yazı, kendi yazdığı “Finding Darwin’s God: A Scientist’s Search for Common Ground Between God and Evolution” (Cliff Street Books, 1999) adlı kitabından yazar tarafından özetlenmiştir. Özgün metine ve yazarın bu konudaki konferans videolarına www.millerandlevine.com/km adresinden erişebilirsiniz.


Boston’daki Hynes Kongre Merkezindeki büyük salonun kiliseye benzer hiç bir yanı yok. Ama gene de dinleyen biliminsanları arasında oturduğum yerde, uzun zaman önce bir kilisede dinleyicileri çocuk olan bir başka konuşmayı hatırlayıp kendi kendime gülümseyerek başımı sallıyordum. Bir ânı, geçmişin dağınık anılarına hiç bir uyarı olmadan bağlayan deneyimlerden birini yaşıyordum. Psikologlar böyle şeylerin her zaman olabileceğini söylüyor. Görünürde hiç bir sebep olmadığı halde, herhangi bir şey belleğimizi “tazelediğinde” beş bin günlük çocukluk, kronolojik sırayla değil de kelimelere, seslere hatta kokularla bağlanarak sıralanıp bir şeyleri aklımıza getiriyor. İşte tıpkı böyle, sempozyumda gelişim biyolojisi üzerine edilen birkaç söz beni eskiye, ilk komünyonumun bir gün öncesine götürdü. Sekiz yaşındaydım. Ben küçük kilisemizin sağ tarafında erkek çocuklarla (kızlar soldaydı) birlikte otururken, papazımız konuşuyordu.
Kutsama töreni için yapmış olduğu bir yıllık hazırlığa eklediği son rötuşlarla Peder Murphy bize Tanrı’nın dünya üzerindeki gücünün gerçekliğini vurgulamayı amaçlamaktaydı. Minberin parmaklıklarına, cilâlı mermerinin güneş ışığından gelen pırıltılarına işaret ederek, ısrarla bunların Tanrı’nın kendisi tarafından biçimlendirildiğine inanmamızı istiyordu. “Yok yahu!” diye fısıldadı, yanımdaki çocuk. Saygıdeğer Peder, herhalde kilisedeki çocuklar arasında bir taş yontucunun oğlu ya da kızı bulunması olasılığından kaygılanarak sözlerini biraz geri aldı. “Şimdi, tabii ki parmaklıkları O oymadı ya da buraya getirmedi veya yerine yerleştirmedi” dedi ; “... ama mermeri Tanrı yaptı ve birisinin onu bulup da kilisenin bir parçası yapması için bir yerlere bıraktı.”
Tanrı’yı bir zanaatkâr olarak betimlemesinin bir kuşku havası uyandırmış olabileceğini Papazımızın duyumsayıp duyumsamadığını bilemeyeceğim, ama fark etmez. Bir numarası daha vardı. Hiç kaçmayacak, öylesine keskin bir sav ki onu kuşkusuz hiç yanıltmamıştı: minbere doğru yürüdü ve vazodan bir çiçek çekti aldı.
“Şu çiçeğin güzelliğine bir bakın” diye başladı. “Kutsal Kitap bize Hazreti Süleyman’ın giyim-kuşamının bile tüm görkemine rağmen bunlarla karşılaştırılamayacağını söylüyor. Biliyor musunuz neden? Dünyada hiç bir kimse bize bir çiçeğin nasıl açtığını açıklayamaz. Fen bilimcileri atomu parçalayıp, jet uçakları ve televizyonlar yapabilirler ama hiç birisi size bir bitkinin çiçeğinin nasıl yapıldığını söyleyemez.” Nasıl söyleyebilirler ki? “Çiçekler, tıpkı sizler gibi Tanrı’nın marifetidir.”
Etkilenmiştim. Kimse itiraz etmedi, kimse dalga geçmedi. Cici küçük çocuklar olarak kiliseden sırayla çıktık gittik; ertesi günkü ilk komünyonumuz için hazırdık. Olay bir daha hiç aklıma gelmedi; tâ ki bu, gelişim biyolojisi sempozyumuna kadar. Caltech’ten bitkibilimci Elliot M. Meyerowitz, hayvanların gelişimi gibi daha moda konulara ilişkin başka iki konuşma arasında tıpkı sandviç gibi sıkıştırılmış bir sunuş yapacaktı. Meslektaşlarımın bir kısmı bitkilere ilişkin araştırmalarla ilgilenmediklerinden son konuşma öncesi hava almak için dışarı çıktı. Oysa ben ağzım kulaklarımda oturuyordum. Telâşla notlar alıyor, ekrana yansıyan şekilleri çiziktiriyor ve kenarlara kendi spekülasyonlarımı yazıyordum. Anlayacağınız, Meyerowitz bitkilerin çiçeklerini nasıl yaptıklarını anlatıyordu.
Çiçeklerin dört ana kısmı olan, çanak yaprakları, taç yaprakları, erkek organları ve dişi organları aslında hep evirilmiş yapraklardır. Bu, bitkilerin üreme hücrelerini neden hemen her yerlerinde üretebildiğinin nedenlerinden birisidir. Oysa hayvanlar çok özgül bir takım üreme organlarıyla kısıtlanmıştır. Küçük parmağınız çok yakın bir (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Hayatın Olumlanması Olarak Felsefe .. NIETZSCHE ve MARX Hayatın Olumlanması Olarak Felsefe .. NIETZSCHE ve MARX
Fatih Yaşlı
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular