Bu yazı Bilim ve Gelecek Dergisi web sitesinden alınmıştır.
Yazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=866
Yer’in yaşına ilişkin Darwin-Kelvin tartışmasından günümüzeYazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=866
Arz’ın merkezinde olup bitenlere dair
Başını Lord Kelvin’in çektiği fizikçiler, yerbilimcilerin ve Darwin’in Evrim kuramının “sınırsız zaman” ilkesine savaş açmışlardı. Darwin’i dahi gerilettiler, ama daha sonra ulaşılan bilimsel gerçekler 19. yüzyılın kötümser fiziğini çürüttü. Günümüzde ise aynı konuda daha farklı bir tartışma var. Yer’in merkezindeki varlığı bazılarınca savlanan bazılarınca yadsınan hızlı üretken reaktörde neler olup bitiyor? Ve bu olup bitenler yüzeye nasıl yansıyor?
Prof. Dr. E. Rennan Pekünlü
[Tüm yazıları]
Charles Darwin’in geliştirmiş olduğu evrim kuramının ilk ilkesi, sınırsız zamandır. Bu ilk ilke, dönemin yerbilimcilerinin bilimsel bulguları ve doğa felsefeleri temelinde onanmış bir ilkedir. Hem Lamarck hem de Darwin organik değişimlerin olabil¬diğince yavaş olarak gerçekleştiği varsayımını kullandı. 19. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilen bilim¬sel bulgular ve bu bulguları temel alarak yapılan sınırsız zaman var¬sayımları Hıristiyan öğretisindeki “Yaradılış” için biçilen zamanla çelişiyordu. Birçok önde gelen Kilise, Yer’in İsa’dan önce 4004 yılında yaratıldığını öğretiyordu. Oysa Hutton, Playfair ve diğer bilim insanlarının çabaları, sınırsız zaman kavramını doğrulayan bulgulara götürüyordu. Aslında bu çabalar, Darwin’in Türlerin Kökeni adlı yapıtının alt yapısını oluşturmuştu.
Lord Kelvin ve diğer fizikçilerin yerbilime ve evrime saldırıları
Ancak ne tuhaftır ki, Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasından 6 yıl gibi kısa bir süre sonra sınırsız jeolojik zaman kavramına şiddetli bir saldırı yöneltildi. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde birçok doğa bilimci doğal seçilim (natural selection) ilkesine kuşkuyla bakmaya başladı. Bu saldırı Darwin’in de özgüvenini sarstı; Huxley, savunusunu bilimsel nesnelliğe dayandıracağı yerde so¬fizme başvurdu ve genel anlamda yerbilim, dersini çalışmamış bir öğrencinin öğretmenleri karşısındaki acınılacak durumuna düşmüştü.
Yerbilime dolaysız, dirimbilime de dolaylı olarak yöneltilen bu saldırı, birçok tarihçinin 19. yüzyı¬lın önde gelen fizikçisi olarak tanımladığı Lord Kelvin’den gelmişti. 19. yüzyılın ortala¬rında başlayan ve yarım yüzyıl süren sınırsız jeolojik zaman tartışmasında Kelvin’in savı yaygın olarak kullanıldı ve fizikçiler sınır¬sız zamanın yanlışlığını kanıtlamaya çalıştı; ancak son çözümlemede kanıt¬lanan kendi başarısızlıkları oldu. O dönemde fizikçiler yerbilim¬cilere “amatör” bilimciler gözüyle bakıyordu. Fizikçiler, özellikle de Kelvin, yerbilimcilerin savlarını dikkate almıyor, okumaya bile yanaşmıyordu. Ancak zaman bu “amatör¬leri” doğruladı. Yine 19. yüzyıla dönecek olursak, fizikçilerin dolaylı saldırısına uğrayan Darwin ve dirimbilimciler için durum hiç de iç açıcı değildi. Dirimbilim Yer’deki yaşamın çok çeşitliliğinin kaynağı olarak yavaş değişimi gösteriyordu; bu savın özünde de sınırsız zaman yatıyordu. Entropinin sürekli arttığını, “ısı ölümüne” doğru gidildiğini savunan fizikçiler, fiyakalı matema¬tiksel formülleriyle dirimbilimcilerin ve yerbilimcilerin zaman ölçeğine bir kısıtlama getirdiler. Zaman ölçeğine bir kısıtlama getirilecekse, dirimbilimciler yavaş değişimi yadsı¬mak ve yerine dış etkenlere bağlı olmayan ve yazgısı önceden belirlen¬miş bir evrimi ve dolayısıyla tanrısal bir değişimi onamak zorunda kala¬caktı.
Lord Kelvin ve çalışma arkadaşı Peter Tait’in dirimbilimi bekleyen bu kaçınılmaz değişim gereğini öngörüp göremedikleri bir merak konusudur! Ancak şurası kesin ki, her ikisi de dinsel görevlerini aksat¬madan yerine getiren koyu Hıristiyan kişilerdi. İster dinsel ister bilim¬sel dürtüyle güdülmüş olsun, bu iki bilim adamı dirimbilimcilerin ve yerbilimcilerin üzerine acımasızca gittiler. Bugün, Yer üzerindeki yaşamın tarihi en tutucu bir rakamla 3 milyar yıl olarak belirlenmiştir. Ancak, Kelvin ve Tait’in Yer’e biçtikleri 10-30 milyon yıllık geçmiş, Darwin kuramına korkunç kısıtlamalar dayatmıştı. Sınırsız zaman içinde yavaş değişimi kendine temel almış olan evrim kuramı ve doğal seçilim ilkesi, fizikçilerin dayattığı cinsten kısa bir zaman aralığında organik yaşamın nasıl çeşitlilik kazanabileceğini açıklaya¬mazdı.
Bu gelişmenin tarihçesine baktığımızda, 1894 yılında Lord Salisbu¬ry’nin İngiliz Bilimi İlerletme Topluluğu’na başkanlık ettiği bir toplantıda yapmış olduğu dikkat çekici bir konuşmaya tanık oluruz. Bu konuşmasında Lord Salisbury, Darwin’¬in sınırsız zaman hipotezine iki noktada karşı çıkıyor: Birincisi, Darwin’in kullanmış olduğu yöntemle evrim için yeterli zamanın buluna¬mayacağı; ikincisi ise, doğal seçilimi ayrıntılarıyla kanıtlamanın olası olmayacağı yönündeydi.
Darwin’in evrim kuramına olan tepkiler dozunu o denli kaçırmıştı ki, Columbia Üniversitesi Rektörü Barnard (...)
Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


