Bu yazı Bilim ve Gelecek Dergisi web sitesinden alınmıştır.
Yazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=883
Yeni bir resmi tarihe doğru:Yazının tam adresi http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=883
‘Liberal-Muhafazakâr Sentez’
Liberal-Muhafazakâr Sentezin dayandığı ideolojik temeller iki kaynaktan besleniyor. İlkini, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana muhafazakâr ve İslamcı çevreler arasında revaçta olan karşı-devrimci tezler oluşturuyor. 1980 sonrasında üretilmeye başlayan ve bir yandan Dünya solunu etkisi altına alan liberal ve sivil toplumcu dalgadan, diğer yandansa Türkiye’deki kökleri cılız olan saf bir liberal demokrasi anlayışının Özal döneminde palazlanmasından beslenen liberal tezlerse, ikinci kaynak olarak görülebilir. İktidar olanaklarından beslenen tüm ataklarına karşın Türkiye’de “liberal-muhafazakâr sentez”in bir resmi ideoloji haline geldiği henüz söylenemez.
Çağdaş Sümer
[Tüm yazıları]
Her düzenden düzene geçiş, ya da bir başka deyişle her rejim inşası süreci, ideolojiler alanında önemli mücadelelere sahne olur. Her yeni düzen, hem yerini aldığı düzenin meşruiyetini sorgulanır hale getirecek/ ortadan kaldıracak bir çaba içerisine girmeli, hem alternatif bir düzeni savunan siyasi/ideolojik girişimlere karşı bütünlüklü bir ideolojik yapıyla karşılık vermeli, hem de kendi meşruiyetini savunacak araçlar üretmelidir. Bu anlamda her yeni düzen, kendisini kuran egemen ideolojiyi resmi ideoloji olarak yeniden üretmek ve kurumsallaştırmak zorundadır.
Resmi ideolojinin kurulmasında tarihyazımı ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Çünkü, neden yeni bir düzenin gerektiği ya da bu yeni düzenin neden meşru olduğu sorusuna verilecek cevap, ancak ve ancak, eskisinin neden yetersiz, “kötü” ya da gayrı meşru olduğunun ortaya konulması ile mümkün olur. Bu nedenle her resmi ideolojinin başka unsurların etrafında kümelendiği çekirdeğini resmi tarih oluşturur.
Türkiye’de resmi ideoloji ve resmi tarih eleştirisi son 20 yıldır, hayli popüler bir akademik gündem haline geldi. Fakat resmi ideoloji olarak eleştiri konusu olan, Nutuk’un okunduğu günden bu yana neredeyse kesintisiz bir şekilde hiç değişmeden süregeldiği varsayılan Kemalizm ve onun temellerini oluşturan milliyetçilik ve laiklik anlayışları oldu. Oysa Cumhuriyet’in 87 yıllık tarihi, bize siyasi hayatta olduğu kadar ideolojiler alanında da çetin mücadelelerin var olageldiğini gösteriyor. Bu anlamda kesintisiz bir resmi ideoloji ve resmi tarihyazımının varlığından ziyade, Türkiye’nin iki yüzyılı aşkın bir süredir devam eden düzen arayışına ve bu arayışın sonucunda süreklileşmiş bir iç savaşa eşlik eden ideojiler alanındaki dönüşümlerden söz etmek gerekiyor.
Cumhuriyet dönemine odaklanacak ve kısaca özetleyecek olursak, 1908 ve 1923 arasında Türkiye’nin yaşadığı burjuva devriminin sonucunda, 1930’larla birlikte oturmaya başlayan ve bu anlamda kendi resmi ideolojisini üreten bir düzen olarak Cumhuriyet’ten başlanabilir. Bu resmi ideoloji, “Altı Ok”ta şekillenirken, tarih yazımı da bir yandan İmparatorluğun yıkılışı ve milli mücadeleyi konu alan Nutuk, diğer yandansa yeni kurulan devlete ve inşa edilmekte olan ulusa kimliğini kazandıracak “Türk Tarih Tezi”nde cisimleşti. Bir yandan Sovyetler Birliği’nden tüm dünyaya yayılan sosyalizm çağrılarının, diğer yandan ise kapitalist dünyada liberalizm ile faşizm arasında giderek kızışan mücadelenin ortasında genç Cumhuriyet, bu alternatifleri geçersizleştirmek adına “biz bize benzeriz” formülasyonuyla üretilebilecek bir tür özgücülük geliştirdi. Türk toplumunun sınıfsız ve sömürüsüz kaynaşmış bir kitle olmasından hareketle, kendine özgü bir yol çizmesi gerektiği belirtildi ve Cumhuriyet’in meşruiyeti bu özgün yolda arandı. Öte yandan çok uluslu bir İmparatorluğun ardından yeni bir devlet ve ulus kurma kavgası, son iki yüzyıldır sürekli yenilmiş ve kaybetmiş bir topluma güven aşılama ve ona kökleri Batılılarınkinden bile geçmişe uzanan bir kimlik kazandırma çabasıyla birleşti.
İkinci Savaş sonrasında CHP’nin iktidardan uzaklaşmasına ve Türkiye’nin komünizmle mücadele temelinde uluslararası sistemle yeni bir eklemlenme ilişkisine girmesine koşut olarak, resmi ideolojinin muhafazakâr restorasyonu gündeme geldi. Osmanlı geçmişi ve İslam’la barışmanın rengini verdiği resmi ideolojinin restorasyonu bir yandan iktisadi olarak liberalizme ve uluslararası kapitalizme eklemlenme, diğer yandansa Soğuk Savaş’ta Cumhuriyet’e yeni misyonlar biçme süreciyle çakıştı. Bu anlamda liberalizmle muhafazakârlığın erken bir ittifak denemesi olarak nitelenebilecek Demokrat Parti’li yıllar, yeni bir düzene geçişle sonuçlanmasa da Türkiye’nin düşünsel hayatı üzerinde önemli izler bıraktı. Tarih yazımı açısından bakıldığındaysa, Osmanlı tarihinde yeni bir “altın çağ” bulma çabalarına, sınıfsız sömürüsüz bir toplum ve “kerim devlet” tahayyüllerinin Cumhuriyet’in yanı sıra Osmanlı’yı da kapsayacak (...)
Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


