Anasayfa > Sayı 73 > Modern Türkiye tarihyazım...
Modern Türkiye tarihyazımında süreklilik-kopuş
Türkiye’nin geçirdiği dönüşümün, bir ucu evrensellik diğer ucu tikellik olan bir skalada bu iki ucun birbiri ile sağlıklı ilişkisi kurularak değerlendirilmesi ihtiyacı oldukça yakıcıdır. Böyle bir yöntemsel yaklaşım ile, bu tarihsel deneyimdeki sınıfsal temel ve siyasal etkinlikler arasındaki eşitsiz gelişimin analizi ve bu gelişmenin ortaya çıkardığı çelişkiler üzerine odaklanılabilir. Böylesi bir bütünlük içinde ele alındığında Türkiye tarihi kayıp burjuvazinin, gelişmemiş sivil toplumun, olmayan işçi sınıfının, kurumsallaşamamış demokrasinin tarihi olmaktan, yani bir “yoklar tarihi” olarak anılmaktan kurtulacaktır.

Aytek Soner Alpan
[Tüm yazıları]

Modern Türkiye tarihinde aşamadığımız kimi tartışma başlıkları var. Üretim tarzları tartışmaları bunlardan biridir. Osmanlı İmparatorluğu’nda üretim tarzı feodal midir, Asyatik mi? Osmanlı ve/veya ardıllarında bu üretim tarzı ne zaman aşılmış, ne zaman kapitalist üretim tarzına geçilmiştir? Bu tartışma kadar önemli ve bir o kadar ortada kalmış bir diğer tartışma da İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçerken süreklilik mi yoksa bir kopuşun mu yaşandığına ilişkindir. Tabii bununla birlikte bir dizi tartışma başlığı da beraberinde gelmektedir. Eğer bir kopuş yaşanmışsa, bu kopuş hangi tarihte ve hangi olay/olaylar akabinde gerçekleşmiştir ve kopuş, hangi alanlarda nasıl tezahür etmiştir? Bu kısa çalışmada bu zamana kadar yanıtsız kalmış bu soruların yanıtını vermek gibi bir iddiamız yok. Söz konusu çalışmamızda öncelikle tartışmanın neden bu kadar uzun süredir devam ettiğine ilişkin gözlemlerimizi aktardıktan sonra anılan tartışmanın taraflarının temel argümanlarını özetlemeye çalışacağız. İdeoloji ve liderlik alanlarında son dönem Osmanlı ile erken dönem Cumhuriyet arasındaki geçişkenlikler üzerine literatürdeki değerlendirmelere bakacağız (1). Son olarak, modern Türkiye tarihyazımı üzerine olan yazımızı kimi notlar ile bitireceğiz.

Tartışma neden inatçı?
Sosyal ve beşeri bilimlerin özellikle de tarih disiplininin dışından bakan bir göz için süreklilik-kopuş tartışması tümüyle absürd görünebilecektir. Ancak daha yakından baktığımızda tartışmanın kalıcılığına ilişkin dört temel faktör saptamak mümkün gibi görünmektedir.
Her şeyden önce hem süreklilik hem de kopuş kavramları göreli kavramlardır. Esasında ne “süreklilik” tezini savunanlar her şeyin olduğu gibi devam ettiğini iddia etmekte, ne de “kopuşçular” bir günden diğerine gerçekleşiveren, bir epistemenin ya da paradigmanın hâkimiyetinden tamamen farklı bir epistemenin ya da paradigmanın hâkimiyetine bir süreksizliği kastetmektedirler. Bu iki görüş, sözcüklerin ilk anlamlarının anlattığı noktaları savundukları takdirde ahistorik kalmaya mahkûmdurlar. Böylesi bir durumda ilk görüş tarihte olan dönüm noktalarını es geçme gibi bir zaafla malul olacakken, ikinci görüş hem tarihsel süreçlerin sıkı sıkıya bağlı olduğu gelenek, ideolojik formasyonlar ve bir dizi sosyal kategoriyi es geçecek, daha da önemlisi insan faktörünü tarihin sabit ve hatta pasif ve doldurulmayı bekleyen boş bir nesnesi olarak görecektir.
İkinci olarak, söz konusu tartışma “zaman”ın kavramsallaştırılması ile yakından ilgilidir (2). Zaman birbirinden kopuk “film kareleri”nin bir araya gelmesiyle mi tarif edilmekte, yoksa süreçler ve aralıkların içindeki ve arasındaki akış olarak mı tanımlanmaktadır? İlk tarif, açıktır ki, kopuşa; ikincisi sürekliliğe meyletmektedir.
Üçüncüsü, söz konusu tartışmanın en ateşli yapıldığı dönemlerin Türkiye’sinde akademinin aşırı-siyasi durumu bu tartışmanın aşılamamasına neden olarak gösterilebilir. Bir yanlış anlamaya mahal vermeden belirtmem gerekir ki Akademi’nin tanım gereği siyasal bir ortam olduğunu düşünüyor ve bunda bir beis görmüyorum. Kastım bu tartışmadaki konumların birer siyasi bildirge halini alması ve tartışmanın önünü kapatmasıdır; Akademi’nin bu iki karpuzu aynı koltukta taşıyabilecek olduğunu gösterebileceği bir nevi gelişkinlik testinden kalmış olmasıdır.
Sonuncusu, modern Türkiye tarihinin bir şekilde “geçiş” kavramı üzerinden okunması, daha doğrusu Türkiye’nin bir geçiş toplumu olarak görülmesidir: Geleneksel bir toplumdan, modern bir topluma; mutlakıyetçilikten anayasal monarşiye; anayasal monarşiden cumhuriyete; tek partiden çok partililiğe; güdümlü demokrasiden gerçek demokrasiye; ulus-devlet temelli devletçilikten küresel piyasa merkezli liberal sisteme geçiş. Böyle bir dönemlendirme, içinde bulunulan dönemin meşruiyeti pahasına, geçmiş dönemin objektif bilgisinin tahrip edilmesi gibi bir sonucu beraberinde getirmekte ve mesele bir hesaplaşma olarak görülebilmektedir. Bu da tartışmanın kalıcılığına bir katkı yapmaktadır.
Bu etkiler altında tartışma bugüne (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
50 Soruda Görelilik Kuramları 50 Soruda Görelilik Kuramları
İbrahim Semiz
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular