Anasayfa > Sayı 73 > Neoliberal özgücülüğün iz...
Neoliberal özgücülüğün izinde bir taslak
Özgücülük, bir ülkenin, diğerlerinden ayrı, müstesna, kendisine özgü sosyolojik ve tarihsel nitelikleri olduğunu kabul eden, dolayısıyla güncel siyasal sorunları bu “özgünlükler” üzerinden çözümleyen bir yaklaşım. Genellikle milliyetçilik ve devletçilikle anılan özgücülüğün liberal versiyonu da var. Bu liberal özgücülüğün bir örneğini ülkemizde liberal-muhafazakâr ittifakın yeni tarih tezinde görüyoruz. Bu kesim, 2002 yılındaki AKP iktidarını, akademik liberalizmin iki asırdır yolunu gözlediği, “demokrasi teleolojisi”ni gerçekleştirecek bir mesih sıfatında karşıladı.



Barış Zeren
[Tüm yazıları]

Rusya’da muhafazakâr şair ve devlet adamı Tyutçev “Rusya akılla anlaşılmaz, büyüklüğü her aletle ölçülmez, onun özgün bir durumu vardır, Rusya’ya ancak inanılabilir” derken kime sesleniyordu, bilemiyoruz. Emin olduğumuz, bu dizeleri, devrimci düşüncelerin Rus entelektüel yaşamına bir kırbaç gibi indiği 1860’lı yıllarda kaleme aldığıdır. Çağdaşları olan Rus Batıcıları’yla yalnızca siyaseten değil, sanatsal tutumunda da mesafeli olup, örneğin bir Puşkin’den farklı olarak, belki de ona inat, heybetli arkaik Slav kalıplarını şiirine taşımaya özel önem gösteriyordu. Rusya’ya inan(dır)manın yolunu, Batı yolundan ayrılmakta bulmuştu.
Peki, bir sosyal bilim ve tarih yaklaşımı olarak, İngilizce’de “particularism” ya da “exceptionalism” olarak geçen, Türkçe’ye birebir çevirisiyle “istisnacılık” ya da “özgücülük” biçiminde aktarabileceğimiz tutum nedir ve nasıl tanımlanmalıdır? Belki de, en doğru biçimde, özgücülük, düşünce dünyasında sürekli bir “seferberlik” hali olarak tanımlanabilir. Olağan olanın dışında, bir anormal, atipik durumda, tüm keskin ve kökten kültürel, bu arada siyasal ayrımların örtbas edildiği bir entelektüel düzenden söz ediyoruz.
Bir ülkenin, diğerlerinden ayrı, müstesna, kendisine özgü sosyolojik ve tarihsel nitelikleri olduğunu kabul eden, dolayısıyla güncel siyasal arayışların bu “özgünlükler” üzerinden çözümlenmesi gerektiğini va’z eden bir yaklaşım olarak özgücülük, tüm düşün dünyasını kesen bir niteliğe bürünüyor. Kuşkusuz, her ülkenin kendine özgü belli nitelikleri var ama özgücülüğün işlevi, belli bir geçmiş kurgusu içinde, ülkeye özgü bir zamansallık kurması, bunları ülkenin tüm siyasal, kültürel gidişatını belirleyecek mutlaklıkta güncelle harmanlamasıdır. Ülkenin zamanı, güncel toplumsal yapısı, tarih de tanıklığa çağrılarak bir kez evrensel “zamandan” ayrıldığında, edebiyattan güzel sanatlara, iktisattan müziğe dek tüm bir kültür ve düşün yaşamının temeli, artık o “özgün niteliklerin” ağırlığıyla sabitlenmektedir.
Özgün nitelikleri mutlaklaştırmak, kuşkusuz ilk aşamada milliyetçiliği çağrıştıran bir tutumdur. Gerçekten de, 19. yüzyılın başlarından itibaren, parçalı iktidar yapılarının merkezileşmesi, belli bir coğrafyada ekonomik ve siyasal birliğin kurulması sürecinde, söz konusu coğrafyaya özgü kültürel ortaklıkların vurgulanması, büyütülmesi, hatta yok ise inşa edilmesi, kaçınılmaz biçimde, milliyetçi ideolojinin kuruluşuna yol vermişti.
Bunun en belirgin ve belki de ilk örneği Almanya’dır. Önce Alman romantizminde işlenen kültürel milliyetçilik, klasik Alman felsefesinin birikimini de yanına katarak, Alman siyasal birliğinin düşünsel öncüllerini yaratmıştı. Bu dönemde diriltilen Cermen geçmişi Bismarckizm’de ifadesini buluyor, Weimar Cumhuriyeti ile en son Üçüncü Reich, yani Nazi İmparatorluğu’na dek tüm Alman devletleri boyunca izlenebilen ve güçlenen bir gelişim sergiliyordu. Alman düşüncesinin bu özgücülüğü sonderweg, özgün yol, kavramıyla betimlemesi anlamlı ve öğreticidir. Çünkü aslında özgünlükler, yalnızca bir milletin değişmez niteliklerini vurgulamak üzere değil, dönemin ruhuna uygun olarak, tarihin ilerleyişinde, evrensel ve olağan olandan farklı bir yol izlemenin kaçınılmazlığını kanıtlamak üzere ortaya çıkarılıyordu. Bu kanıtlamada, Almanları “normal” ilerleme yolundan, kendi söylemlerinde, Anglo-Sakson liberalizminde ifadesini bulan modernleşme yolundan ayıracak her türlü tarihsel veri yaşamsal önem kazandığı için “tarih yazımı,” bu özgücü ideolojide başat yer tutmaktaydı. Başka deyişle, Almanya’nın devletçi modernleşme seferberliği, Alman tarihçi geleneğince Cermen tarihinin derinliklerinden emilen özgünlüklerle ideolojik besinini sağlıyordu.
19. yüzyıl Alman düşüncesindeki özgücülük, bu “geçmiş” kurgusunun üzerine, güncel ekonomik öğretiler inşa etmekte gecikmedi. Belki de en net ürünü, liberalizmi ve piyasanın görünmez elini “norm” sayan Batı ekonomi bilimine karşıt biçimde, devletçi ekonominin ilk teorik temellerini atan Friedrich List’dir. Fransız Devrimi’yle aynı yıl, 1789’da doğup Alman tarihsel ekonomi ekolünü kurarak 1846 yılında ölen bu Alman iktisatçı, ekonomi biliminin temeline (...)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir...
E-abone olarak Bilim ve Gelecek'in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız


Kargo Hizmeti
100 TL'ye kadar alışverişlerinizde kargo ücreti 5 TL. 100 TL ve üstü alışverişlerde için kargo ücretsiz...
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Postmodern Çağda .. İSLAM ve BİLİM Postmodern Çağda .. İSLAM ve BİLİM
Hasan Aydın
Sepete Ekle Tümünü Göster
Eski sayılarımızı alabilirsiniz Tümünü Göster
cilt
Ciltlerimizi edinebilirsiniz 9. cilt çıktı!
Duyurular